EĞİTİM; öğrenmek, bilgilenmek, tanımak, iletişim kurmak, sevmek ve sevilmektir.
Eğitim bahis konusu olduğu zaman ilk akla gelen, eğitim mekânlarıdır. ‘Inga ınga’ bağırışları arasında dünyaya geldiğimizde sesimizi duyurarak varlığımızı çevremize kabullendiririz. Yavaş yavaş çevremizi ve yakınlarımızı gözlemleyerek tanımaya çalışırız. Ardından ilk hareketler, ilk kelimelerle toplumsal aktivitede yerimizi alırız. İlköğretimle başlayan eğitim süreci, herhangi bir konuda uzmanlaşmaya kadar devam eder. İlk adımın atıldığı eğitim mekânı çok önemlidir, bizim sosyal konumuzu belirler. Bu yüzden öğrencilerin üzerinde iz bırakacak nitelikte bir yapının varlığı, eğitimin belirleyici etkenidir. 2008 yılının 14 Nisan’ında telefonum çaldığında, karşımdaki ses TOÇEV adına aradığını söyledi. İrep Çakır kendini tanıtıp, Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki bir çok eğitim kurumunun bakımsızlığından bahsetti. TOÇEV, bu bakımsız ve onarıma muhtaç okulları onarıp durumlarını iyileştirdikten sonra eğitime kazandırıyor. Bu okulların bakım ve onarım öncesindeki durumlarının bir anlamda belgelenmesi için fotoğraflarının çekilmesine dönük teklifi kabul ettiğimde İrep çok mutlu oldu. Böylece yola çıktım…
2007/2008 yılı eğitim sonu olmadan; Mardin, Midyat Bağlarbaşı Köyü'ndeydim. Sabah saatlerinde okul bahçesinde çoçuklarla, teneffüste öğretmenlerle tanışıyorum. Okul, çocukların eğitimi ve öğretimi için yetersiz. Yıkık dökük durumundan bir fotoğrafçı olarak çok etkilendim.
Yavuz öğretmenle tavanları yıkık ve tehlike arz eden sınıflarda ders yapmanın zorluğunu konuşmaya başladığımızda öğrencilerin tamamına yakını etrafımızı sarmıştı. Şu ironiyi düşünebiliyor musunuz? Dünyada ilk kentin kurulduğu, öğrenmenin ve bilgilenmenin 'olmazsa olmaz'ı yazının bulunduğu, ilk kanunların yapıldığı, matematik, astronomi derslerinin ilk verildiği, uygarlık tarihinin bir çok ‘ilk’inin yaşandığı Mezopotamya bölgesinde bir köy okulunda, eğitimin düzeyi ve mekânın olumsuzluklarını yaşıyorsunuz.
Bu bölge, yani Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki topraklar; heykel, müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi alanlarda hep öncülük etmiştir. Ben bu topraklara ayak bastığım zamanlarda hep heyecanlanmışımdır. Düşünün ki, çiftçilik, çekiçle örsle maden işleme, tanrıyı arama, ilk tapınaklar, ilk krallar ve imparatorluklar hep Mezopotamya’dan dünya yayıldı. Ama çocukların aynı bölgede öğrenim için günlerini geçirdikleri mekânın elverişsizliği üzüntümü saklayamama sebep oldu. Dünya uygarlık tarihinde iz bırakan bu bölgenin küçük yerleşim yerlerinden biri olan Bağlarbaşı Köyü'ndeki okulun genel durumu, bölgenin binlerce yıllık parlak geçmişiyle çelişiyor. Yaklaşık 5500 yıl önce eğitim temelinin dünyaya yayıldığı bu bölgede karşılaştığım olumsuzluklar öyle düşündürücü ki…
Yavuz öğretmen ben fotoğraf çekerken Berfin Tasman'ı tahtaya kaldırmıştı. Berfin çarpım cetvelinde bazı sorulara cevap vermekte zorlanıyordu. Öğretmen, Ahmet'i işaret ederek soruya yanıtlamasını istedi. Ahmet, "yedi çarpı altı kırkiki eder" diyerek devamında gelen üç soruyu da doğru yanıtlayınca öğretmenden 'aferin'i aldı ve gururla yerine oturdu. Okulun sınıflarının tavandan zemine kadar eğitim için elverişsizliğine rağmen Yavuz Hoca'nın fedakârlığı ve çocukların yeni şeyler öğrenme hevesleriyle heyecanları için ne söylense az. Sohbet ettiğim öğrencilerin tamamına yakını, öğretmen olmak istediklerini ifade ettiler. Aralarından biri doktor olmak istediğini söyledi. Öğrencilerin neredeyse tamamının öğretmen olmak istemesi, meslek olarak karşılarında yalnızca kendilerine okuma yazma öğreten öğretmeni görmelerinden mi kaynaklanıyor acaba?
Toplumların ileri düzeyde gelişminin temeli, eğitimin içeriğiyle de ilgilidir. Öğrencilerin yetersiz koşullarda eğitim gördüğü mekânların öğrenime olumsuz etkisi bir gerçektir. Tavanları çökmüş, sıraları kırık, yeterince aydınlanmayan sınıflarda yapılan eğitim ne kadar faydalı olur? Köye ilk vardığım da okulun bahçesindeki büyük çukurları görünce üzülmüştüm. Çünkü ilköğretim çağındaki çocuklarımız enerji dolu, bu enerjilerini koşarak hoplayarak birbirleri ile yarışarak tüketiyorlar. Nitekim Recep okul bahçesinde koşarken çukurların birine düşüp sağ kolunu kırmış, bu vaziyette okula devam ediyor. Sınıflarda çöp kutusu olarak eski 17 kg'lik margarin teneke kutuları kullanılıyor.
Tüm olumsuz koşullara rağmen eğitimi yürütmeye çalışan dört öğretmen bence birer kahraman. Bağlarbaşı Köyü'ndeki bu kahraman öğretmenler gibi Anadolu'nun nice köyünde eğitimde ezberciliği bozup kişilikli, sorgulayıcı öğrencileri topluma kazandıranları yürekten kutluyorum.
Bölgede töre cinayetlerinin çokluğu, berdel olayının azımsanmayacak boyutlarda olmasına rağmen Bağlarbaşı Köyü'nde okula giden çocukların büyük bölümünün kız olması beni ziyadesiyle mutlu etti.
22 Eylül 2008 tarihinde yenilenerek tekrar eğitimin hizmetine sunulan okulumuzun eğitim sürecimizde bir örnek olmasını diliyorum.
TAHSİN AYDOĞMUŞ |